DENEY Yıl 2190 Deniz, uçağı ilk gördüğünde büyülenmişti. Yirmi beş yıl önce, uçağı ilk defa gördüğünde sadece bilgisayarda çizilmiş bir projeydi ama şimdi ise onunla birlikte Mars’taki ilk görevine gidiyordu. Kapının yanlarında geniş omuzlu, simsiyah gözlüklü, takım elbiseli iki koruma vardı. Kapıyı açtılar ve içeri girdi. İçerideki personel gençti. Tecrübeli olmalarını beklemezdi zaten. Mars Araştırma ve Kolonileşme Akademisi hep genç personel işe almıştı. Yarım saat sonra uçak Mars’a doğru yola çıktığında altlarında duran teknoloji harikası şehre baktı. Her şey dedesinin anlattığından çok değişmişti. Artık başı göklere değen -dünyadaki en uzun bina olma yarışı için yapılmış- bina kalmamıştı. İnsanlar hatalarından ders almış, bina yapımında beton bile kullanmamaya başlamıştı. Dünyada doğaldı her şey. Artık, ülkeler başka gezegenlerde, uydularda teknolojik yarışlarına devam ettiği için kirlenen dünya değil, Mars’tı ya da Ay’dı. Atmosferden çıktığında yerçekiminin kaybolmasıyla bütün düşündüklerini unuttu. Çok heyecanlıydı. Yanında, onunla birlikte gelen astronot ve bilimadamlarına baktı; en genç oydu. Yaklaşık bir ay onlarla Mars yolunda birlikte olacaklardı. İlk Mars projeleri başladığında Dünya’dan Mars’a iki yılda gidiliyordu. Aklına yerçekimsiz ortamda iki yıl boyunca yolculuk yapan insanların görüntüsü geldi. Yerçekimsiz ortamın, bu insanların bedenleri ve psikolojileri üzerinde bıraktığı hasarları düşününce ürperdi. İyi ki bu yolculuğun süresi azaltılmıştı! Bu büyük uçakta bir ay boyunca kaldıktan sonra işte nihayet yolculuğunun son saatlerindeydi. Nedense çok gergin bir hava vardı. Bir bebeğin dünyaya gelmeden önceki son dakikalarda anneye yaşattığı o büyük sancıyı düşündü. Aynı gerginlik. Camlardan gözüken kızıl gezegene bir saat sonra varacaklardı. Geçmeyecekmiş gibi gelen bir saatten sonra inmişlerdi; artık gerilen kaslarının rahatladığını hissetti. Burası Mars’taki en büyük üstü. İçeride astronot, bilimadamı, her bir işe yarayan envai çeşit robot vardı. Onları girişte bembeyaz elbiseli bir kadın karşıladı ve onlara bilgi verdi. Deniz’in odası büyüktü. Tek kişilik bir yatak, banyo, yansıtıcı üç boyutlu ekran, buzdolabı… Eşyalarını yerleştirmeyi tam bitirmişti ki kapı çaldı. Kapıda aynı beyaz elbiseli kadın vardı. Ona bir bilgi kartı uzattı. Deniz teşekkür edip kapıyı kapattı. Bilgi kartını yansıtıcıya yerleştirdi ve dinlemeye başladı. Mars Araştırma ve Kolonileştirme Akademisi müdürünün yüzü ekranda belirdi ve konuşmaya başladı. “Merhaba. Ben Mars Araştırma ve Kolonileştirme Akademisi yöneticisi. Şu anda Mars Şahin üssünde bulunmaktasın. Buradaki görevinin açıklaması akşam yemeğinden sonra -kolunuzdaki dünya saatine göre- 10.00’da konferans salonunda olacak. İyi şanslar.”Deniz yansıtıcıyı kapattıktan sonra banyoya gitti. Aynada kendine baktı. Kahverengi uzun saçlar, koyu kahverengi gözler, geniş omuzlar. Eskiden izlediği bilim kurgu filmlerindeki kahramanlara benzetti kendini. Uzun süre orada durup kendine baktıktan sonra kıyafetlerini giyip yemeğe indi. Orada onunla birlikte uçakta olanlar da vardı. Gözleriyle masalarda tanıdığı birini ardı ve buldu da. Üniversiteden arkadaşı Merve vardı. Tek başına oturuyordu. O buraya Deniz’den önce gelmişti. Yanına gitti ve oraya oturdu Merve “Vay! Vay! Vay! Deniz ha? Uzun yıllardan sonra tekrar görüştük.”.“Evet Merve. Seni gördüğüme sevindim. Sen, buraya ne zaman geldin?”. Merve “İki ay önce.” diye karşılık verdi. Konferans salonu tıklım tıklım doluydu. Oturma yerleri havada uçmaktaydı. Salon küre şeklinde bir alandı. Ortadaki büyük uçan kürsüde yöneticinin yeri vardı ama boştu. O geldiğinde herkes sustu. Yönetici: — Burada bulunan ve buraya gelme görevini kabul eden herkese merhaba. Ben Mars Araştırma ve Kolonileştirme Akademisi yöneticisi. Bu uzay üssü insanlar tarafından Mars’ta yapılmış en büyük uzay üssüdür. Buranın yapımı dört yılda tamamlanmış ve iki yıl önce açılmıştır. Buraya gelen herkesin amacı Mars’ı uzay elbisesiz yaşanabilecek bir yer haline getirebilmek için araştırma yapmak, bilgi toplamaktır. Herkesin yeni görevlerinin bilgilendirmesi yarın sabah saat 09.00’da yapılacaktır. Bunun sizin için nerede yapılacağını gösteren bilgi kartı odanıza bırakılmıştır. Burada size iyi şanslar. İyi geceler. “İyi.” dedi kendi kendine. “Yarın uzun bir gün olacak.
Sabah odasına bırakılan uzay kıyafetlerini giyerek Küçük Salon 5’e gitti. Merve da oradaydı. Konuşma başladığında yoktu. Sonradan anladı ki görev yöneticisi oydu. Onların görevi gittikleri yerde açıklanacaktı çünkü gizliydi. Saat 12.00’de o salonda bulunan herkes Mars aracı hangarında bulunmalıydı ve öyle de oldu. Nereye gittikleri söylenmemişti. Garip olan da buydu. Deniz buraya neden geldiğini de bilmiyordu aslında. O uçağa binmeden önce ona sadece Mars’a gittiğini söylemişlerdi. Bunları düşünürken kasklarını takıp araçlara binmişlerdi. Hangardan çıktıklarında düşündüğü bütün her şeyi unuttu. Bir saat yol aldıktan sonra etrafı kayalık bir arazide duruldu. Herkes araçlardan indiğinde Merve “Buradan sonrasında yürüyeceğiz.” dedi. Yarım saat daha yürüdükten sonra karşılarında kesinlikle insan ya da doğanın yaptığı bir şey olmayan düzgün yüzeyli, düzgün kenarlı, yerdeki kum ile aynı renkte -bu nedenle uzaydan ya da gökten görünmeyen- yüksek bir yapı vardı. Ayrıca garip bir ses duyuyordu. İnilti gibi… Deniz’in kalbi hızlı hızlı çarpmaya başladı. Merve, öne çıktı “Bunun ne olduğunu ya da nereden geldiğini bilmiyoruz ama kimlerin yapmış olabileceğini ilk görüşte fark etmişsinizdir. Bunu biz yapmadık. Peki, o zaman… Burada tamamıyla gizli bir proje yürütüyoruz. Geniş çapta bir araştırma başlattık. Burada tam tamına çalışmak için dört saatiniz var. İyi şanslar.”. Herkes dağıldı. Üç kişi, yapının üstünde daha önce hiç görmediği aletlerle çalışma yapmaya başladı. Yapıyı kesip biçmeye çalışıyorlar ama beceremiyorlardı. Bu dört saatin sonunda hiçbir şey bulunamadı. Üsse döndüklerinde Merve “Yarın aynı saate aynı yere gelin.” dedi. Yarın aynı yere gittiklerinde o şey renk değiştirmişti. Artık siyahtı. Etrafa dağıldılar ve bu sefer yapının etrafında araştırma yapmaya başladılar. İki saat sonunda yine hiçbir şey bulunamamıştı. Umutlar tükenmeye başlamıştı ki birisi toprağı kazarken sert bir şeye dokundu. ”Buldum! Buldum!” diye bağırdı. Herkes başına toplandı. Kazmaya devam etti ve küçük bir telefon benzeyen bir bilgisayar çıktı ortaya. Onu korunaklı bir kutuya koyduktan sonra hemen üsse döndüler. Bilgisayar incelemeye alındı. İnceleme görevi Deniz’e verilmişti. Deniz onu açmayı denedi ama açamadı. İçini incelemek için vida deliği aradı ama yoktu. Yere attılar, kırılmadı. Sonradan bu aletin işe yaramayan herhangi bir alet olduğu kararına varıldı ve aleti bir kenara attılar ama Deniz bunun bir işe yaradığına inanıyordu. |
|