CUMHURİYET MOZAĞİ

On yaşıma kadar cumhuriyet benim için, Atatürk ile eş tuttuğum bir kavramdı. İyi olmalıydı tabii, nice şehitler vermiştik onu kazanmak için. Halk vatan uğruna, cumhuriyet uğruna kendini feda etmişse mutlaka iyi bir şey olmalıydı ve biz de onu korumalıydık. Hem annem, babam da cumhuriyeti seviyordu, öğretmenlerim de…. Her sabah okulda ant içiyorduk, onu koruyacağız diye.. Evet, evet, cumhuriyet pek iyi bir şeydi. Üstelik bir de cumhuriyet isimli şiirim okulumda birinci seçilmiş ve 10 Kasım Atatürk’ü Anma günümde bu şiirimi tüm okula okumuştum:

Ben cumhuriyet çocuğuyum böyle doğdum böyle devam edeceğim!

Bir de sözlük tanımı hafızama kazınmıştı: Cumhuriyet: Halkın kendi kendini yönettiği, egemenliği kendi elinde tuttuğu devlet biçimi.

Çocuk aklımla bu tanım bana akşamlara kadar oynamayı, kırlarda koşmayı, en sevdiğim dondurmayı yalayıp yutmayı anımsatıyordu çünkü kendi kendini yönetmek benim için özgürlük demekti.

Peki ama neydi cumhuriyet gerçekten? Başbakanımızı biz, daha doğrusu annem ve babam oy vererek seçiyordu. Bazen sonuçtan mutlu oluyorlardı, bazen de oy verdikleri kişiler seçilmiyordu. O zaman biraz buruk ama kendilerinden emin bir ses tonuyla “İşte demokrasi, işte cumhuriyet.” diyorlardı.

İtiraf etmeliyim ki ben cumhuriyetin gerçekten ne demek olduğunu, pek çok soyut kavram gibi ancak yeni yeni öğreniyorum.

Yaz tatilinde on sekiz yaşındaki kuzenim bir kitap okuyordu. Kitap, Afganlı Yazar Khaled Houssein tarafından yazılmıştı. Kitapta Afganistan’da cumhuriyet rejiminin Taliban yönetimi tarafından yok edilmesi anlatılıyor. Kuzenim, elinden düşürmeden okuduğu bu kitaptan onu çok etkileyen bir sayfayı bana da okudu. Bu sayfada Taliban, yönetimi devralınca Afganlı vatandaşlara koyduğu kuralları sıralıyordu. Bu kurallar arasında beni en çok etkileyen kadınlara uygulanan yasaklardı: Kadınlar burkasız dolaşamayacaklar; tek başlarına seyahat bile edemeyeceklerdi. Kadınlar açık alanlarda kahkaha atamayacaklar, meslek sahibi olamayacak, doğru düzgün bir eğitim alamayacaklardı.

Değerli bulduğumuz her ne varsa hayatta bunların önemini anlamak için onu kaybetme korkusu yaşamak lazım derler ya ben de cumhuriyetin olmadığı, kitaptaki ülkeye benzeyen bir Türkiye’yi gözlerimin önüne getirince kendi kendime şu soruyu sordum: “Cumhuriyet olmasaydı, biz kadınların hâli ne olurdu? Ben okuyabilir miydim, üniversiteye gidip diplomat olma hayalimi nasıl gerçekleştirirdim, annem çalışabilir miydi?” Korkarım ki hayır!

Artık cumhuriyetin bizler için ne demek olduğunu, bizlere sağladığı insanca yaşama, söz sahibi olma özgürlüğünü çok ama çok iyi biliyorum. Atatürk’ü daha derin duygularla minnetle anıyorum çünkü bize cumhuriyetin kapılarını o açtı. Bu ülkenin
vatandaşlarından birisini kendi özgür irademizle bizi yönetmek için seçme hakkını onun kapılarını açtığı cumhuriyet sayesinde kazandık. Ülkemiz kadınları, her alanda başarıya koşmasını cumhuriyete borçlu. Ben bu yazıyı yazıyor ve sizlerle düşüncelerimi paylaşma ortamı bulabiliyorsam cumhuriyet sayesinde. Bu ülkede farklı birbirine benzemeyen ne varsa bir arada yaşıyorsa cumhuriyet sayesinde. Bu güzel mozaik hep cumhuriyetle var olacak!


Evet, “Ben Cumhuriyet çocuğuyum; böyle doğdum ve böyle devam edeceğim!


Ayşe Elif KAYA
7F  No: 803 Özel Şişli Terakki İlköğretim Okulu