BENİM BEŞİKTAŞ’IM

Ohh! Bu döner kokusunu hiçbir şeye değişmem. Beşiktaş’ın caddelerinde gezerken duyduğum mutluluk çok başka. Burası beni büyülüyor. Seyyar dondurmacıların çın çın öten sesleri yok belki ama neler neler  var Beşiktaş’ta…
Beşiktaş tam benim yaşamak istediğim yer, burada yaşadığım için çok mutluyum, İstanbul’un en güzel yerlerinden birinde oturuyorum. Ben böyle düşünürken, annemle yine Beşiktaş sokaklarında dolaşıyorduk.
-Kitapçıya girecek misin? diyen annemin sesiyle kendime geldim.
-Tabii, sonra da bir şeyler  yiyelim, çok acıktım, dedim ve annemle büyük bir kitapçıya girdik. Elimizde torbalarla dışarı çıktığımızda karnım açlıktan zil çalıyordu.
-Hemen bir şeyler yemeliyim anne, dedim.
-Dönere ne dersin?
-Harika, dedim. Gerçekten de Beşiktaş’ta döner yemek çok büyük keyif.
Dönerlerimizi alıp oturduğumuzda önce torbalarımı karıştırıp aldığım kitapları incelemeye başladım. Sonra gözüm sokaklara daldı. Gelen geçeni izliyordum ki karşımda  Başak’ı görmem mi! Hemen koşup arkadaşıma sarıldım:
-Nasılsın? Neler yapıyorsun? Son zamanlarda hiç görüşemedik!
-İyiyim, sağ ol. Sen?
-Ben de iyiyim. Burada ne yapıyordunuz?
-Berfin ve Cansu ile buluşacaktık ama şimdi sen geldin ve dört kişi olduk, dedi ve gülümsedi.
-Çok iyi, onlarla da görüşmemiştim, otursanıza biraz, dedim ve Başak ile annesi masamıza geldiler. Annem ve Başak’ın annesi daha önceden arkadaş olduğu için konuşmaya başladılar. Biz de kendi aramızda sohbet ediyorduk:
-Okul nasıl gidiyor?
-Fena değil…
-Neden öyle dedin şimdi, oldu mu ama…
-Son sınavlar pek iyi geçmedi, neyse onu bırak da dinle, okulda söylenenlere göre “Yaşadığımız Yer” konulu bir resim yarışması varmış.
-Sahi mi? Yani Beşiktaş…
-Aynen.
-Çok iyi çünkü Beşiktaş’la ilgili çizecek öyle çok şey var ki örneğin şu dönerciler bile bence Beşiktaş’a renk katıyor.
-Veya şu şirin mağazalar…
-Karşıdaki kuyumcu…
-Baksana, düşününce ne çok şey bulduk, dedi. Bense bunun yeni farkına varıyordum. Sadece buradan görebildiğimiz kadarcık yerde bile ne çok şey vardı burayı Beşiktaş yapan.
O sırada limonatalarımız bitti ve kalktık.
-Şimdi ne yapıyoruz? diye sordum.Yanıt annemden geldi:
-Berfin hastalanmış, yatıyormuş. Cansu ile annesi de son anda çıkan bir işleri nedeniyle gelemiyorlarmış. Biz de beraber gezelim dedik.
-Yaa, neyse, o zaman şimdi biraz gezelim, örneğin şu sokaktaki bir mağazada çok güzel bir etek görmüştüm.
Böylece Beşiktaş’ın altını üstüne getirdik ve neredeyse her yerden bir şeyler aldık. Başaklar bize geldiğinde ikimizin de ellerinde en az altı-yedi torba vardı. Annemler salonda televizyon izlerken biz de odama çekilip konuşmaya başladık:
-Bugün son girdiğimiz mağazada gördüğüm elbisede gözüm kaldı.
-Abartma sen de, ne kadar çok şey aldık, bir dahaki sefere alırsın.
-Doğru, haydi daha güzel şeylerden bahsedelim.
-Mesela?
-Mesela, şu bahsettiğim yarışmadan.
-Ne çizeceğini düşündün mü?
-Açıkçası hayır, son katılım tarihi ne zamanmış?
-Sanırım 3 Aralık.
-Peki nereye vermemiz gerekiyormuş?
-Bilmiyorum.
-Peki ben yapınca sana versem, sen de sizin okuldaki resim öğretmenine iletsen nasıl olur?
-Benim için sorun değil.
Bu şekilde çok fazla konuştuk. Başaklar kalktıklarında saat yediye geliyordu. Hemen resim yapmak niyetindeydim ama annem yemeğin hazır olduğunu söyleyince yarın düşünüp eve geldiğimde çizmeye karar verdim. Yemekte anneme yarışmadan bahsettim. Annem bana fikir vermek istedi ama ben çizeceğim resim tamamen benim eserim olsun istiyordum, vermek istediği mesajla, çizimiyle… Annem de yarışmaya katılmamı istedi ve beni destekledi.
Ertesi gün okulda hep ne çizebileceğimi düşündüm. Basit ama Beşiktaş’ı anlatan  çarpıcı bir şey çizmeliydim. Beşiktaş hakkında sevdiklerimi düşündüm. Fırınlardan gelen mis gibi ekmek kokuları… O çok bayıldığım dönerciler… Ortaköy, yeşillikler, üniversiteli öğrencilerin ellerinde kitaplarla gezmesi…  Dolmabahçe ve Çırağan Sarayları… İnsanların konuşmalarının uğultular halinde kulağıma gelmesi… Böyle düşünürken aklıma çok güzel bir fikir geldi. Bulmuştum! Başaklar ile döner yediğimiz köşeyi çizecektim. Eğer masadan gördüğüm açıyla çizersem, hem dönerciyi, hem gelen geçen insanları, hem de fırını gösterebilecektim! Eve gelir gelmez boyalarımı, kalemlerimi ve resim defterimi alıp oturdum.Önce fırının bulunduğu sokağı çizmeye başladım.Sokak bitince yandan gelen sokağı ve köşedeki dönerciyi çizdim, yollara da bir sürü insan…Bazılarının ellerine kitaplar… Çizimim bittiğinde, karakalem de olsa çok güzel görünüyordu. Aslında Ortaköy’ü de çizmek istemiştim ama çizilecek öyle çok yer var ki… Hepsini birden aynı resme çizmek imkansız. Havaya da birkaç martı çizdim ve dükkanların vitrinlerini Ortaköy’deki tezgahlar gibi  incik boncukla, kıyafetlerle doldurmaya başladım. Şimdi güzel bir şekilde boyamam gerekiyordu. Kaç saat uğraştım bilmiyorum ama bittiğinde saat altı olmuştu, oysa ben eve döner dönmez, yani bir buçuk civarı çizmeye başlamıştım. Uzaktan bakınca, boyalı haliyle harika göründü gözüme. Hemen koşup anneme gösterdim:
-Anne, anne!
-Ne oldu?
-Resmime bak, bitirdim, hani Başak’ın anlattığı yarışma için olan.
-Çok güzel olmuş bu, ama şu boşluk ne olacak?
-Oraya çizecek bir şey bulamadım, ne çizeyim?
-Bence şirin bir dükkan daha çiz.
Böylece oturdum ve bir dükkan çizip boyadım, boşluk kapanmıştı, resmim tam istediğim gibi olmuştu. Hemen anneme koştum ve:
-Şimdi nasıl?, dedim.
-Harika!
-Başaklarla ne zaman buluşacağız, bu resmi ona vereceğim.
-O kadar acil mi?
-Aslında hayır, daha on beş  gün var, ama ben hemen göndermek istiyorum.
-Hafta içi olmaz, hafta sonu bize gelsinler, verirsin.
-Peki, dedim, zaten üç gün vardı hafta sonuna…
Nitekim o cumartesi Başak ile buluştuk ve resmi ona verdim:
-Nasıl buldun?
-Muhteşem olmuş.
-Öğretmenine vermeyi unutma, dedim.
-Hiç merak etme sen, dedi.
Ben de Başakları yolcu ettikten sonra düşünmeye başladım, acaba kaçıncı olacaktım? Ödül var mıydı? Neydi? Önümde on iki gün var, o kadar nasıl bekleyeceğim?
Okuldaki arkadaşlarıma bu yarışmadan bahsetmek istemedim, öyle ya, bu işin ucunda kazanamamak da vardı. Eğer şimdi söylersem hemen havalara girerler. Kazanamazsam büyük düş kırıklığı yaşanır.
En nihayetinde sonuçların açıklanmasından bir gün önce, deli gibi heyecanlıydım, bunu okulda belli etmemek de cabası. Eve döner dönmez yatıp kitap okumaya başladım, heyecanımı gidereceğini umuyordum. Başak’ı aramama gerek yoktu, sonucu e-mail yoluyla bildireceklermiş. Ben de geceyi zor ettim ve uyudum.
Sabah okula giderken çok heyecanlı ve umutluydum. Derslerin çoğuna dikkatimi de veremedim… Sabah o kadar heyecanlı olmama rağmen eve giderken ayaklarım geri geri gidiyordu.  Umutsuzluğa kapılmaya başladım. Kim bilir kaç kişi katılmıştı o yarışmaya, bula bula benimkini mi bulacaklardı? Resmen istemeye istemeye bilgisayarı açtım. Evet, işte sonuçlar “Yaşadığınız Yer resim yarışması” başlıklı mesajla gelmişti. Mesajı açtım ve sonuca baktım:
“ Tebrikler, düzenlenen “Yaşadığınız Yer” konulu resim yarışmasında resminiz birinci seçilmiştir.”
Sevinmem gerekir değil mi, hayır, sevinemiyordum. Donup kalmıştım, sanki bir tepki verirsem birinci olamayacakmışım gibi… Daha sonra deliler gibi bağırıp “Kazandım” diye anneme koştuğumu hatırlıyorum.Annem hiçbir şey anlamadan bana bakıyordu:
-Neyi kazandın?
-Yarışmayı anne, resim yarışmasını!
-Ciddi misin?
-Tabii, gel istersen mesajı oku.
-Yok canım sen birinciyim diyorsan öyledir, peki ödülün neymiş?
Sahi, ödül neydi acaba, o kadar heyecanlıydım ki ödüle bakmayı unutmuştum. Bir koşu odama gidip baktım:
“Ödüller birinci,ikinci,üçüncü kişilere plaket olarak sunulacaktır. Ayrıca bu kişiler fotoğrafları çekilerek dergi ve gazetelerde basılacaktır.”
Yine aynı şey, hiçbir şey yapmadan öylece duruyordum. Ödül önemli değildi ama fotoğrafımın dergilerde basılması, inanılmaz bir şeydi.Anneme:
-Koş anne, bak, diye bağırdım.
O da benim gibi çok sevindi tabii…
Sonradan öğrendim ki, Beşiktaş’ı çizen yirmi iki kişi varmış. Demek benim Beşiktaş’ımı, o muhteşem sokaklarımı beğenmişlerdi. Böyle düşünürken çok mutlu oldum, benim Beşiktaş’ım…  Böyle söylemek ne kadar da huzur verici, benim Beşiktaş’ım…
Hemen ertesi gün annemle gidip plaketimi almak istedik ama bir ödül töreni varmış, yarışmayı düzenleyenler arasında küçük bir tören. Ben, ikinci ve üçüncü kişiler… Törende etrafıma bakındım, ikinci de, üçüncü de tanıdığım kişiler değildi. Plaketimi alırken o kadar mutluydum ki…
Aslında, yarışmayı kazanmamın resim yeteneğimle ilgili olduğunu pek zannetmiyorum. Beşiktaş’ı çizmiştim, Beşiktaş kazandı. Bunu kutlamak için annem beni o çok sevdiğim Beşiktaş sokaklarına götürdü, kazanmamın şerefine bir dolu alışveriş yaptık. En sonunda, kaçınılmaz son olan dönerciye geldik ve ben kazanmama yardımcı olan sokaklara, benim Beşiktaş’ıma bir kez daha baktım.

 

Cansu Buse Çeliktaş 6-A 2400