Kişisel bir eğitim yolculuğu deneyimi…
Kişisel bir eğitim yolculuğu, yapılandırılmış bir ortamda okul öncesi eğitiminden başlayan, ilkokul ortaokul ve lise tamamlanana kadar süren en az 13/14 yıllık bir yolculuğu ifade eder. Bu yolculuk erişkinler için elbette daha da uzayıp gidebilir. Üniversite eğitimi ve sonrası akademik kariyer eklendiğinde bireyin hayatında bu yolculuk 20’li hatta 30’lu yıllara kadar uzayabilir.
Peki, kişisel eğitim yolculuğu aslında ne zaman başlar? Elbette çocukların doğumuyla başlar, içinde doğup büyümeye başladığı çevre de bu eğitimin ilk basamaklarını oluşturur, tabii ki daha doğal ve doğaçlama bir eğitimdir bu. Sistematik ve yapılandırılmış eğitim de bu doğal ve doğaçlama sürecin sonrasında devreye girer, okul öncesi eğitimi ile başlar ve devam eder.
Çocuklar eğitim yolculuklarında kimden ya da kimlerden öğrenir?
Doğal olarak kendisini çevreleyen herkesten öğrenir; Anne-baba, yakın akrabalar ve büyükleri, sonrasında okul, öğretmenleri ve okul iklimi. Başka kimden öğrenir, elbette akranlarından yaşıtlarından ve en önemlisi de kendinden, evet kendi deneyimlerinden çok şey öğrenir. Bu kadar çok öğrenme zenginliği içerisinde kendilerine özgü öğrenme deneyimleri yaşar çocuklar. İşte okullar da bu öğrenme deneyimlerini zenginleştiren kurumlardır.
Okul öncesi dönem ve ilköğretim yılları çocukların hemen hemen her yönde [sosyal, duygusal, bilişsel yönden] hızla geliştiği, değiştiği ve şekillendiği bir dönem olduğundan bu süreçte edindikleri, kazandıkları bilgiler, beceriler ve birikimleri sadece lise ve üniversite yıllarına temel oluşturmakla kalmaz bireyin tüm hayatı boyunca yaşam kalitesini ve standartlarını da belirler. Bilgi, beceri, davranış ve alışkanlık boyutundaki pek çok temel kazanım da bu yıllarda edinilir. İşte bu nedenle anne babalar olarak çocuklarımızın temel eğitim sürecini yaşadıkları okul öncesi ve ilkokul yıllarını önemsememiz gerekiyor.
Kişisel eğitim yolculuğunun başlangıç noktası sizin için ya da benim için değişiklik gösterebilir. Önemli olan bu kişisel eğitim yolculuğunun başlangıç zamanı değil sonuçta eriştiğimiz yerin başlangıçta öngörebildiğimiz yer olması değil midir?
Bunun gerçekleşmesi için de anne baba olarak hepimiz çocuklarımız adına gelecek öngörülerimizin gerçekleşebilmesi için onları sosyal, duygusal, zihinsel ve bedensel özelliklerini en doğru biçimde tanıyan, bireysel özelliklerini geliştiren ve destekleyerek ileriye taşıyan bir eğitim kurumunda eğitim almalarını arzu ederiz, isteriz.
Okullar, yaşam boyu süren tüm öğrenme süreçlerinin ve eğitimlerin gerçekleştiği yerlerdir.
Çocukların sosyal bir varlık olarak kendilerini var edebildikleri, akademik, sosyal ve duygusal olarak geliştikleri bir yerdir. Her ne kadar akademik öğrenmelerin asıl hedef olarak konduğu bir yaşamsal alan olsa da okul ve okul yaşamı, çocuğun ve gencin edindiği deneyimleri geliştirmesine fırsat veren yerlerdir.
Geleceğin dünyasında bilginin tek başına yeterli olmadığını, bunun yanında uygun kavramların, becerilerin ve tutumların da geliştirilmesi gerektiğini artık deneyimledik ve biliyoruz. Bu pencereden bakınca okul öncesinden başlayarak tüm seviyelerde verilen eğitim programlarının, öğrenilmesi gereken bilgileri sıralamak yerine, hem öğrencilerin, hem de öğretmenin etkin bir şekilde sorgulama yaptıkları sınıf iklimlerini yaratmaya dönüşmesini gerekir. Bu konuda eğitim kurumlarının çok yol alması gerektiğini düşünüyorum. Eğitim kurumlarının çok azının bu bütünlük içerisinde bireyin bütünsel gelişimini desteklediğini ve öğrencinin hayat başarısına odaklandığını söyleyebilirim.
Genelde eğitimin başarısı açısından tüm okulların tıkandığı önemli bir noktanın başarı kavramına ilişkin beklentilerin oldukça farklı olması ve ortak paydada buluşulamaması olduğunu düşünüyorum. Aslına bakarsanız dünyada başarı kavramının belirleyicisi ve ölçülmeye çalışılan nitelikler, öğrencilerin okulda uygulanan müfredat kapsamında ele alınan konuları ne dereceye kadar öğrendikleriyle ilgili değildir. Gerçek hayatta karşılaşabilecekleri durumlarda sahip oldukları bilgi ve becerileri kullanabilme yeteneği, akıl yürütme ve fen ve matematik kavramlarını kullanarak etkin bir iletişim kurma becerisine sahip olup olmadıklarıyla ilgilidir. Uluslararası karşılaştırmalı sınavlarda (PISA, TIMSS) da ölçülen aslında budur.
Biz eğitimciler de bu gerekçelerle yetiştirdiğimiz öğrencilerin niteliğini sorguluyoruz. Ülke genelinde okul öncesinden üniversiteye birbirini izleyen, tamamlayan eğitim politikaları geliştiremediğimiz için de öğrencilerimizi ezberci anlayışla hazırlanan müfredata mahkûm ediyor, okul-öğretmen ve veli işbirliğinin kalitesini istediğimiz gibi artıramıyoruz.
Kişisel eğitim yolculuğumuzun yapılandırılmış resmi ayağı olan okullardan da beklentimiz çocuklarımızın bütünsel anlamda iyi bir eğitim almasıdır. Bunun gerçekleşmesi için de bir eğitim kurumunun iyi öğretmenlerle çalışıyor olması, fiziksel koşullarının yeterli olması, veli ile doğru, açık ve olabildiğince şeffaf bir iletişim sorumluluğu taşıması önemlidir. Okullar açısından velilerle güven ilişkisine dayalı iletişim kurulabilmesi, öğrencilerin sosyal ilişkilerinin gelişmesine, duygusal süreçlerinin anlaşılmasına ve akademik başarılarının doğru yorumlanması anlamına gelir. Veliler açısından da çocukların ilgileri, yetenekleri ve duygusal süreçleri hakkında farkındalıklarını artırma anlamına gelir.
İşte okulların, çocuklarımızın eğitim yolculuklarında onlara eşlik ederken onları geliştiren, büyüten, hayatta başarılı kılacak özelliklerle yetiştirmesi, özgüvenli, ne istediğini bilen ve kendini doğru ifade eden bireyler olarak hayata hazırlaması gerekir.
Eğitimci kimliğim dışında bu kişisel eğitim yolculuklarını Terakki’de gözlemlediğim ve deneyimlediğim iki kız çocuğu babası rolüm de var. Büyük kızım eğitimine Anaokulunda başladı Liseyi geçen yıl bitirdi, küçük kızım da büyük kızımdan 5 yıl sonra Anaokuluna başladı ve bu yıl ortaokulu bitiriyor, kısmetse eğitimine seneye Lisede devam edecek. Her ikisi de nitelikli bir okulda okul öncesinden başlayan bir eğitim yolculuğunu deneyimlediler; şanslıydılar.
Her çocuğun gerçek hayatta karşılaşabilecekleri olası zorluklara sahip oldukları bilgi ve becerileri kullanabilme yeteneğini geliştiren, etkin bir iletişim kurma becerisine sahip olarak öğrenme deneyimlerini zenginleştiren kurumlarda iyi eğitim alma hakkı var. Bu kapsamda bu özellikleri kapsayan eğitim kurumlarının sayısını da artırmak ve yaymak gerekiyor.
Alpaslan Dartan
Müdür Yardımcısı
Terakki Vakfı Özel Şişli Terakki Lisesi
